09 Şubat 2017 Perşembe

Değerli Basın Mensupları,

İnsan Hakları Derneği olarak “2016 Yılı Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi Çocuk Haklarına Yönelik İhlaller Raporu”nu sizlerle paylaşmak üzere bir aradayız.

 

30 yılı aşkın süredir devam eden çatışmalı süreç ve yaşanılanlar toplumsal alanda gerçekleşen her durum gibi elbette çocukları da – hatta belki de en fazla - etkilemiştir. Çocuklar bu süreçte anne babalarını ve diğer yakınlarını kaybettiler, ölümlere tanık oldular, çatışmaları gördüler. Bir insan hakkı olan anadillerini kullanmalarına izin verilmediği için gelişimsel olarak olumsuz etkilendiler, hayatı anlama ve anlamlandırma süreçlerinde desteklenmek yerine kısıtlandılar. Güvenlik güçleri tarafından doğrudan hedef gözetilerek öldürüldüler, tutuklandılar, özgürlüklerinden mahrum bırakıldılar. Kapatıldıkları yerlerde şiddete ve işkenceye maruz kaldılar. Birçoğu ifade ve örgütlenme özgürlüklerini kullanırken, polis şiddeti sebebiyle yaralandı ve hayatını kaybetti.

 

Raporumuzun bilançosunda yer alan istatistiksel verilere baktığımızda, çocuklara yönelik hak ihlallerinin 2016 yılında da yoğun bir şekilde devam ettiğini görüyoruz. Bu ihlaller arasında güvenlik güçleri tarafından gerçekleştirilen yargısız infazlar, gözaltında ve gözaltı yerleri dışında yapılan işkence ve kötü muamele ile toplumsal gösteriler sırasında çocukların maruz kaldığı şiddet dikkat çekmektedir. Toplumsal yaşamımızın geleceği olarak gördüğümüz çocuklar ve onlara yönelik gerçekleşen hak ihlalleri, hiç şüphe yok ki yürütmüş olduğumuz insan hakları mücadelesinde en hassas olduğumuz konular arasında yer almaktadır.

 

Değerli Basın Emekçileri,

Silah kullanma yetkisinin ihlali ve dur ihtarı nedeniyle 2016 yılında bölgemizde, güvenlik güçlerinin hedefi olan 5 çocuk yaşamını yitirirken, 6 çocuk ise yaralanmıştır. Yine silahlı çatışma ortamından kaynaklı 22 çocuk yaşamını yitirmiş, 12 çocuk ise yaralanmış veya kalıcı fiziksel tahribatlarla yaşamlarını sürdürmek zorunda kalmıştır. Bununla birlikte, Türkiye’de yüzlerce cana mal olan bombalı saldırılar neticesinde, bölgede de 41 çocuk yaşamını yitirmiş, 3 çocuk ise yaralanmıştır. Diğer yandan, yaşam hakkı ihlal edilen çocuklarla ilgili yargı organlarınca, etkili ve adil bir soruşturma yürütülmemesi, faillerinin gizlenmesi ve yargı karşısına çıkarılmaması, suç işleyen kolluk birimlerini adeta cesaretlendirmekte, gerçekleştirdikleri ihlalleri sürdürmeye teşvik etmektedir.

 

Yine toplumsal gösterilerde veya ev baskınları sonucu, 2016 yılı içerisinde 150 çocuk gözaltına alınmış, 40 çocuk ise tutuklanmıştır. Sokağa çıkma yasakları sırasında ve toplumsal olaylarda gözaltına alınan çocuklara yönelik işkence ve kötü muamele uygulamalarına da rastlanmıştır. En az 6 çocuk gözaltında işkenceye maruz kalırken, yine en az 6 çocuk ise gözaltı yerleri dışında veya sokakta şiddet mağduru olmuştur.

 

Çatışmalı ortamdan etkilenme sonucu, resmi hata ve ihmal sonucu, faili meçhul saldırı, mayın ve sahipsiz bırakılan patlayıcılar sonucu, sınır hatlarında vurulanlar, kuşkulu çocuk ölümleri ve intiharları gibi konularda yapmış olduğumuz izleme çalışmalarında ise, 2016 yılında bölgede 40 çocuk yaşamını yitirmiş, 49 çocuk ise yaralanmıştır.

 

İhlallerin yoğunca yaşandığı hapishanelerde ise, çocuklara yönelik ihlaller dikkat çekmektedir. Raporumuzda görüleceği üzere, cezaevlerinde çocuklara yönelik yapmış olduğumuz izleme ve tespit çalışmalarında cezaevinin fiziksel koşullarının yarattığı ihlaller bir yana, işkence ve kötü muamele, sağlık sorunları, sosyal etkinliklerden mahrum bırakılma, psikolog desteğinden yoksun bırakılma gibi pek çok ihlalin yaşandığı görülmüştür. Bir an önce cezaevlerinde yaşanan bu ihlallerin önlenmesine dair koruyucu politikaların çağrısında bulunurken, çocukların yaşamlarını idame ettireceği alanların cezaevleri değil, ailelerinin yanı olduğunu belirtmek istiyoruz.

 

2016 yılında aile içinde ve toplumsal yaşam alanlarında çocuklara yönelik yönelik şiddet ve istismar olaylarıyla, yaşam hakkı ihlalleri yine devam etmiştir. Karşılaştıkları şiddet sonucu, 10 çocuk yaşamını yitirmiş, 2’si yaralanmış, 114’ü istismara maruz kalmıştır. Aile ortamında ya da toplumsal alanda çocuklara yönelik görülen yaşam hakkı ihlallerinin en önemli nedeni, çocuklara yönelik yapıcı sosyal politikaların yokluğudur. Bu durum, Birleşmiş Milletler (BM) Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne 22 yıl önce taraf olan Türkiye‟nin, sözleşmenin çocuğun yüksek yararı, yaşama ve gelişme hakkı, katılım hakkı, ayrım gözetmeme, güvenli bir ortamda büyüme hakkı şeklinde temel ilkeler üzerinden belirlenen yükümlüklerini yerine getirmediğinin bir göstergesidir. Oysa sözleşme, devletlere, çocuk haklarına saygı duymaya davet etmekte, bu hakların korunmasına yönelik pozitif ve bu hakların ihlal edilmemesi için de negatif yükümlülük getirmektedir.

 

Değerli Basın Mensupları,

Çocukların yaşam hakkını savunmak ve çocuklara yönelik hak ihlalleri ile mücadele etmek, en temel ve insani sorumluluktur. Bu temelde biz insan hakları savunucuları olarak, tüm toplumsal kesimleri çocuklarımızın her alanda maruz kaldığı şiddete karşı duyarlı olmaya ve demokratik tepkilerini göstermeye çağırıyoruz. Ve sonuç olarak diyoruz ki; Çocukların işkence edilerek cezaevlerine atılmadığı, kurşunla ya da gaz fişeği ile vurulup katledilmediği, anadillerinde özgür, bilimsel, kendi inanışında ve ayrımcılığa uğramadan eğitim alabildiği, sokaklarda çalışmak zorunda kalmadıkları, şiddete ve istismara maruz bırakılmadıkları bir toplumda yaşayabildikleri bir ortam diliyoruz.

 

 

İHD DİYARBAKIR ŞUBESİ ÇOCUK KOMİSYONU 

23 Ocak 2017 Pazartesi

 Değerli Basın Mensupları,

İnsan Hakları Derneği Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi 2016 Yılı İnsan Hakları İhlalleri Raporunu açıklamak üzere bir aradayız.

 

Ülkemizde devam eden çatışmalı ortam, yarattığı acıları katlayarak canımızı yakmaya devam ediyor. Her gün askerler, polisler, örgüt militanları ve siviller yaşamını yitiriyor. Birazdan, sizlerle bu çatışmalı ortam sonucunda ortaya çıkan korkunç bilançoyu ve meydana gelen ağır insan hakları ihlallerini kategorik başlıklar altında paylaşacağız.

 

Bildiğiniz gibi TBMM’de tartışmalı bir şekilde görüşülen ve referanduma gitmesi kararlaştırılan anayasa değişikliği teklifi, Türkiye siyasetinin gündeminde ilk sıralarda ve tartışmalı bir şekilde ele alınmaya devam ediliyor. Türkiye’nin idari yapısına ilişkin değişiklikler içeren ve 18 maddeden oluşan bu anayasa değişikliği paketi, toplumsal bir uzlaşmanın sonucu olarak açığa çıkmadığı gibi, açıkça ifade etmek isteriz ki, Türkiye’nin demokratikleşme ve barışçıl bir toplum oluşturma çabalarına hizmet etmemektedir. Hiç kuşkusuz ki sivil, demokratik ve çoğulcu bir anayasa, yükselen toplumsal bir talep olarak karşımızda durmaktadır. Etnik köken, dil, din, kültür ve farklılıkların gözardı edilmediği, farklı toplumsal kesimlerin ortak taleplerinin yer aldığı, düşünce ve ifade özgürlüğünün güvence altına alındığı yeni bir anayasa çalışması vakit kaybetmeksizin başlatılmalıdır. Bu süreçte, sivil toplum kuruluşlarının desteği alınmalıdır.

 

2015 yılının Temmuz ayından bu yana Türkiye ve özelinde bölgeyi kasıp kavuran şiddetli çatışmaların yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. Asker, polis, örgüt militanı ve sivillerin gün aşırı yaşamını yitirdiği bu süreçte, 90’lı yıllarda çokça tanıklık ettiğimiz ağır insan hakları ihlalleri de farklı boyutlarda yeniden toplumun gündemine girmiş bulunmaktadır. Bu çatışmalı ortamının sürdürülmesinin ülkenin geleceğine ve toplumun demokratikleşmesi önündeki engellerin kaldırılmasına hiçbir katkı sunmayacağı gibi, belki de telafisi güç tahrip edici etkiler oluşturacaktır! Kürt Sorunun çözümünde, on yıllarca denenen şiddete dayalı, tekçi devlet politikalarıyla yol alınmayacağı somut bir gerçekliktir. Ülkenin acil olarak toplumsal barış ve huzur ortamına ihtiyacı var. Bu nedenle de çatışma ortamını sona erdirecek şekilde müzakere koşullarının sağlanması amacıyla çatışmasızlığa geri dönülmelidir.

 

Değerli Basın Mensupları,

Bölgemizde insan hakları ihlalleri, maalesef 2016 yılında da, yaşanan çatışmalı ortamlar ve aylardır devam eden OHAL uygulamaları nedeniyle sistematik bir şekilde ve artış göstererek devam etmektedir. Sivil yargısız infazlar, işkence ve kötü muamele, toplanma ve gösteri hakkına yönelik müdahaleler, düşünce ve ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, kadına ve çocuklara yönelik şiddet, ekonomik ve sosyal haklardaki kayıplar gibi pek çok değişik ve kategorik konularda ihlaller açığa çıkmıştır.

 

15 Temmuz’da gerçekleşen darbe teşebbüsü ardından ilan edilen ve halen devam eden OHAL uygulamaları, hükümet politikalarına eleştirel yaklaşan veya barış savunuculuğu yapan toplumsal muhalif kesimleri hedefine almıştır. OHAL kapsamında yayınlanan KHK’lerle, pek çok toplumsal kesim ağır hak ihlallerine ve mağduriyetlere maruz bırakılmıştır.

 

Sendikal faaliyetlerde bulunan binlerce kamu çalışanı, somut hiçbir delil bulunmamasına rağmen önceden fişlenerek ve “terör faaliyetlerine destek olmak” la suçlanarak açığa alınmış, kimileri gözaltına alınıp tutuklanmıştır. Üniversitelerde görev yapan Akademisyenler ve yüzlerce kamu çalışanı ise, hiçbir soruşturmaya gerek duyulmaksızın haksız bir şekilde ihraç edilmiştir.

 

HDP Eş Genel Başkanlarının da aralarında bulunduğu 11 HDP’li parlamenter, Türkiye’nin değişik cezaevlerinde tutuklu bulunmaktadır. Yasama organı üyelerinin cezaevlerinde tutulduğu bir başka ülke olmadığı gibi, tutuklamaların haksız ve politik nedenlere bağlı olarak gerçekleştiği bilinmektedir. KHK ile hayata geçirilen bir başka anti-demokratik uygulama da, kayyım atamalarıdır. Halk iradesi ve tercihi ile işbaşına getirilen belediye yönetimlerine kayyım atanarak, milletvekillerinin tutuklanması durumunda da olduğu gibi, seçmen iradesi yok sayılmıştır. 2016 yılında 49’u DBP’li olmak üzere 52 belediyeye kayyım atanırken, onlarca belediye başkanı ve meclis üyeleri ise gözaltına alınıp tutuklanmıştır. Kimi belediye başkanları hakkında ise soruşturmalar ve onlarca yıl ceza istemiyle davalar açılmıştır.

 

Basına yönelik ağır baskı ve sansür; gazete, televizyon ve radyoların kapatılmasına kadar vardırılmıştır. Bu gün 131 gazetecinin cezaevinde bulunduğu ve 229 gazetecinin yargılandığı Türkiye’de, gazetecilerin haber üretmelerine yönelik engelleyici tutumlar geliştirilmiş, sarı basın kartlarına el konulmuş, gazeteciler gözaltına alınıp tutuklanmış ve işsiz bırakılmıştır.

 

İfade ve örgütlenme hürriyeti de, Valilikler ve Kaymakamlıklarca alınan yasaklama kararları bir bütün olarak baskı altına alındı. Açık hava toplantıları, demokratik gösteri, yürüyüş ve etkinlikler, ‘güvenlik’ gerekçe gösterilerek yasaklandı. Bu anti-demokratik uygulama karşısında tepki gösterenler ise, kolluk kuvvetlerinin sert müdahalelerine maruz kalarak engellendi. 171’i bölge kentlerinde olmak üzere insan hakları, hukuk, çocuk, kadın odaklı savunuculuk faaliyetleri yürüten yüzlerce dernek, haklarında hiç soruşturma bulunmaksızın ‘Terör örgütleri ile ilişkili oldukları’ suçlamasıyla ve yayınlanan KHK’ler ile kapatılmıştır.

 

OHAL ile birlikte gözaltında veya gözaltı yerleri dışında, işkence ve kötü muamele vakalarında artış meydana geldi. 30 günlük gözaltı süresi ve avukat görüşmelerine getirilen kısıtlamalar başlı başına bir ağır bir hak ihlali iken, yurttaşların fiziki ve psikolojik işkenceye maruz kalması ise kabul edilebilir değildir. Anayasada ve yine Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere göre, işkence mutlak olarak yasaktır! Bir başka işkence merkezi ise cezaevleri olmuştur. İdari uygulamalar neticesinde artış gösteren başta sürgünler olmak üzere, pek çok konuda ihlaller meydana gelmektedir. İşkence ve kötü muameleye maruz kalan mahpusların sağlık ve iletişim hakları ihlal edilmekte, mahpuslar çeşitli disiplin suçları ile tecrit ve izolâsyona tabi tutulmaktadır. Özellikle sağlık hakkı ihlallerinin hala devam ettiğini, derneğimizin tespit ettiği verilere göre 323’ü ağır olmak üzere 905 hasta mahpusun cezaevlerinde adeta kaderine terk edilmiş durumda olduğunu ifade etmek istiyoruz.

 

OHAL uygulamaları ve çatışmalı ortam nedeniyle bir başka hak ihlaline yol açan konu ise, özel güvenlik bölgeleri ve sokağa çıkma yasakları ilanları oldu. Kırsal yerleşim bölgelerini de kapsamına alan yüzlerce bölge askeri operasyonlar yapılacağı gerekçesiyle özel güvenlik bölgeleri ilan edilmiş, yine pek çok kez sokağa çıkma yasakları ilan edilmiştir. Yasaklamalar kırsal yerleşim alanlarından yaşayan yurttaşların doğal ve rutin hayat akışını etkilemiştir. İletişim, sağlık ve eğitim haklarının kullanımında aksaklıklara neden olurken, hayvancılık ve tarım faaliyetleri durma noktasına gelmiştir. Kimi köylere askerlerce düzenlenen baskınlarda ise, yurttaşların işkence ve kötü muameleye maruz kaldıkları iddia edilmiştir.

 

Kadınlara ve çocuklara yönelik şiddet, maalesef 2016 yılında da artış göstererek devam etti. Kadınların eril şiddete karşı korunmasını güvence altına alan yasal boşlukların varlığı ile yapıcı politikaların yoksunluğu, var olan yasaların da idari uygulamada işlerlik kazanamaması nedeniyle kadınlar, her gün öldürülüyor, şiddet mağduru oluyor. Yine toplumsal yaşamımızda, en fazla hak ihlaline maruz kalan kesim arasında yer alan çocuklar, aile içi şiddet ve toplumsal alanda maruz kaldıkları şiddet sonucu katlediliyor. Yine çatışmalı ortamların varlık gösterdiği bölgelerde sahipsiz bırakılan patlayıcılar sonucu, çocukların yaralanmalarına ve yaşamlarını yitirişine tanıklık ediyoruz. Son bir yılda çocuklara yönelik artış gösteren cinsel istismar vakalarında ki artış dikkat çekerken, çocukların haklarını güvence altına alan yasaların yetersizliği veya uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmediği görülmektedir.

 

Değerli Basın Mensupları,

Biz insan hakları savunucuları, her koşul altında dil, din, ırk, milliyet, cinsiyet, etnik ve kültürel farklılık ayrımı yapmadan, yaşam hakkının kutsallığına inandık ve bunun için mücadele ettik, etmeye de devam edeceğiz. Çünkü demokratik bir yaşamın ve ihlalsiz bir dünyanın mümkün olduğuna inanıyoruz.

 

Bu temelde, ağır insan hakları ihlallerine yol açan OHAL’in bir an önce kaldırılması talebinde bulunuyor, çatışmalı ortamın bir an önce son bulmasını, kalıcı bir çatışmasızlık halinin ve çözüm sürecinin yeniden müzakere edilmesi umuyoruz. Özgürlüklerle dolu, onurlu bir yaşam temenni ediyoruz.

 

İNSAN HAKLARI DERNEĞİ (İHD) DİYARBAKIR ŞUBESİ

İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi tarafından 15 Ekim 2016- 21 Ocak 2017 tarihleri arasında, İnsan Hakl ..
İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi 14. Olağan Genel Kurulu 30.04.2016 tarihinde saat 10.00’da Ali ..
“26 Haziran İşkenceye Karşı Mücadele ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü” k ..
ihd
Copyrght ® 2011 - Her Hakkı Saklıdır - İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi
Web Tasarım: Vertex Yazılım ve Bilişim Danışmanlığı