26 Mayıs 2016 Perşembe

(Kayıplar Bulunsun,Failler Yargılansın, Hakikatler Ortaya Çıksın)

 

Değerli Basın Mensupları,

Bilindiği üzere derneğimiz tarafından her yıl 17- 31 Mayıs tarihleri arasında “Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası” münasebetiyle çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir. Bugün burada Diyarbakır Adliyesinin önünde, gözaltında zorla kaybettirilen kayıplarımızın akıbetini sormak ve faillerden hesap sormak için bulunuyoruz.  

 

Dünya’nın farklı bölgelerinde yaşanan savaş ve çatışmaların en can alıcı sonucunu şüphesiz “Zorla Kaybettirmeler”, “Faili Meçhuller”, “Toplu Mezarlar” gerçeği oluşturmaktadır. Nazi dönemi Almanya’sında, Arjantin, Guatemala, Şili gibi birçok Latin Amerika Ülkesi ve yakın dönemde Sri Lanka, Irak gibi ülkelerde devletler gözaltında zorla kaybettirilmeyi sistematik bir yok etme yöntemi olarak devreye sokmuşlardır. Türkiye ve Kürdistan'da da son 30 yılı aşkın yaşanan savaş ve yoğun çatışmadan kaynaklı olarak devlet ve devlet tarafından desteklenen paramiliter güçlerce sayısız ağır insan hakları ihlalleri gerçekleştirilmiştir. Özellikle gözaltına alınarak zorla kaybettirilmeler, yargısız infazlar, toplu mezarlar bu ağır insan hakları ihlallerinin önemli bir kesitini oluşturmaktadır. Evinden, işyerinden, sokaktan, yapılan bir yol kontrolü sırasında veya yürütülen bir askeri operasyon anında gözaltına alınarak zorla kaybettirilen ve faili meçhul cinayetlere kurban gidenlerin sayısının 17.000 civarında olduğu ifade edilmektedir.

 

Değerli Basın Emekçileri,

Gözaltında kaybetmeler bu kadar yaygın ve sistematik bir biçimde işlenmesine rağmen, zorla kaybettirmelere ilişkin etkili bir soruşturma yapılmamış, dosyalar raflarda bekletilmek suretiyle sürüncemede bırakılmış, birçoğu da zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle kapatılmıştır. Kamuoyuna da yansıyan bazı dosyalarda düzenlenen iddianame ve dosya ayrıntıları, devletin ve devlet adına hareket eden kişi ve oluşumların işledikleri suçlara ilişkin önemli tespit ve bilgiler içermiştir. Ancak, bu dosyalardaki yargılamaların uzunluğu, delillerin zamanında toplanmaması, sanıkların tutuksuz yargılanması, yargılamaların güvenlik gerekçesiyle bölge dışındaki illere taşınması gibi uygulamalar,  söz konusu yargılamaların göstermelik olduğunu, asıl gayenin failleri aklamak olduğunu ortaya koymuştur. Zorla kaybettirmeler nasıl sistematik olarak uygulanmışsa, faillere yönelik olarak da sistematik olarak cezasızlık politikası uygulanmıştır.Zorla kaybettirilme”  suçlarının münferit vaka olarak ele alınıp, 20 yıllık zamanaşımının uygulanması cezasızlık politikasının en bariz örneğini oluşturmaktadır.

 

Oysa zorla kaybettirilmeler, "BM Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmaları ile İlgili Uluslararası Sözleşme" sinin 5. Maddesine göre yaygın ve sistematik işlenmesinden dolayı insanlığa karşı işlenen bir suç olarak sayılmaktadır ve bu mahiyetteki bir fiil yürürlükteki uluslararası hukukun yaptırımlarına tabidir. Uluslararası mevzuat ve Türkiye Ceza Yargılamasında da insanlığa karşı işlenen suçlara zamanaşımının uygulanmayacağı açık bir şekilde hüküm altına alınmıştır. Ayrıca, sözleşmeyi imzalayan devletler, kendi egemenliği altında bulunan topraklarda “zorla kaybettirme” fiilinin engellenmesi için gerekli tedbirleri alma yükümlülüğü altındadır.  Ancak, Türkiye ısrarla yaşanan acılarla yüzleşmekten, söz konusu sözleşmeyi imzalamaktan kaçınmaktadır.

 

Bu topraklarda 1915 Ermeni Soykırımı ile başlayan zorla kaybettirme uygulamaları, Türkiye’nin yüzleşmesi gereken bir gerçekliktir. Çünkü biliyoruz ki bu ülkede çocuğu faili meçhul cinayete kurban giden ve dağ taş demeden çocuklarının kemiklerini arayıp bir mezar taşı yapmak isteyen anaların hakikatıyla yüzleşmedikçe, bu topraklarda gerçek bir adaletten bahsedilemeyecektir. Dolayısıyla yıllardır biz insan hakları savunucuları olarak  “Kalıcı toplumsal bir barışa dayalı yaşamı inşa etmenin yolunun, ancak geçmişle yüzleşmekten geçebileceğini” ifade etmek istiyoruz. Karanlıkta kalan tüm bu olayların aydınlatılması için devletin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirerek, kayıpların akıbetlerini ortaya çıkarması ve failleri bulup cezalandırması yıllarca yas tutan annelerimizin yüreğine bir nebze de olsa su serpecektir. 

 

Değerli Basın Mensupları,

Biz insan hakları savunucuları olarak buradan bir kez daha sesleniyoruz;

 

*Her şeyden önce zorla kaybettirilenlerin akıbetleri ortaya çıkarılmalı ve zorla kaybedilenlerin bulunması, faili meçhul cinayetler sonucu katledilenlerin faillerinin ortaya çıkarılması için devletin tüm arşivlerini açması gerekmektedir.

 

*Kayıpların aranması ve mezarların açılması Minnesota Otopsi Protokolü ve mezar açmayla ilgili uluslararası standartlara göre yürütülmeli, mezarların iş makineleri ile özensiz ve bir biçimde açılarak kayıplara ait buluntuların tahrip edilmesinin/kaybolmasının önüne geçilmelidir.

 

*Hükümeti, "BM Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmaları ile İlgili Uluslararası Sözleşme"yi imzalamaya ve sözleşme gereklerini yerine getirmeye davet ediyoruz.

 

*Yargı mensuplarını, sistematik cezasızlık politikasından vazgeçmeye ve uluslararası belgelere göre insanlık suçu olan tüm kayıp vakaları konusunda etkin bir yargılama yürütmeye, uluslararası sözleşmeler uyarınca bu suçlar için zamanaşımı hükümlerini dikkate almamaya çağırıyoruz.

 

*Bu topraklarda bir daha benzer acıların yaşanmaması, hakikatlerin ortaya çıkarılması ve toplumsal barışın tesisi için “Geçmişle Yüzleşme ve Hakikatleri Araştırma Komisyonu” kurulmasını talep ediyoruz.

13 Mayıs 2016 Cuma

Diyarbakır’da bulunan partisinin Genel Merkez irtibat bürosundan çıktığı sırada polis tarafından gözaltına alınan Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Sayın Kamuran Yüksek, çeşitli tarihlerde gerçekleştirilen basın açıklamalarında sarf ettiği konuşmalar gerekçe gösterilerek tutuklanmıştır.

 

Düşünce ve ifade hürriyetinin son yıllarda gerçekleşen haksız gözaltı tutuklamalarla, ülke gündeminde önemli demokratikleşme sorunu olarak karşımızda durduğu açıktır. Örgütsel iletişim ve ilişkilenmeye dair tek bir kanıtın olmadığı ve sadece basın yoluyla kamuoyuna açıklanmış konuşmalarından ibaret soruşturma neticesinde Yüksek’in, “Silahlı örgütün üyesi olmak” suçlaması ile tutuklanması ise bir skandaldır. Bu nedenle Sayın Yüksek’in tutuklanması, Yüksek’in şahsında milyonları bulan parti seçmenlerini ve üyelerini, yine partinin yerel yönetim anlayışını hedef alan ve cezalandırmayı esas alan bir tutumdur.

 

DBP, bölgede büyük bir kitle gücüne sahip olmasının yanı sıra, siyasetin demokratikleştirilmesine yönelik yeni kanallar açmak ve Kürt sorunu bağlamında alternatif çözüm olanakları oluşturmak amacıyla faaliyetler yürüten bir siyasal partidir. Anayasanın yükümlüklerini yerine getirerek örgütlenmesine tamamlayan bu parti, aralarında büyükşehirlerinde bulunduğu 100’ü aşkın yerel yönetimi temsil etmektedir.

 

DBP Eş Genel Başkanı Sayın Kamuran Yüksek’in tutuklanmasını, esasen Kürt sorunu bağlamında tıkanıklık gösteren Türkiye siyasetine soluk aldırmak isteyen ve çözüm olanaklarını arttırmak isteyen Kürt siyasal hareketinin ve siyasal muhalefetin çabalarını önlemeye yönelik girişimlerde bulunan tekçi siyaset anlayışının ve siyasal iktidarın bir müdahalesi olarak gördüğümüzü ifade etmek isteriz.

 

Çatışmalı ortamın ve yarattığı tahribatların giderek derinleştiği bu süreçte, HDP milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmaya çalışılması gibi ülkeyi kaotik ortama sürükleyecek bu tür kriminalize edici tutumlardan artık vazgeçilmelidir. Diyalog ve müzakere ile toplumsal barışın önü açılmalı, ülke siyaseti çözüm odaklı istikrara doğru ilerletilmelidir.

 

Sonuç olarak biz insan hakları savunucuları, DBP Eş Genel Başkanı Sayın Yüksek’in bir an önce serbest bırakılmasını talep ediyoruz.

 

İNSAN HAKLARI DERNEĞİ DİYARBAKIR ŞUBESİ

İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi 14. Olağan Genel Kurulu 30.04.2016 tarihinde saat 10.00’da Ali ..
“26 Haziran İşkenceye Karşı Mücadele ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü” k ..
Gözaltında kaybedilen, faili meçhul veya yargısız infaza kurban giden kayıpların akıbetini araşt ..
ihd
Copyrght ® 2011 - Her Hakkı Saklıdır - İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi
Web Tasarım: Vertex Yazılım ve Bilişim Danışmanlığı