19 Şubat 2014 Çarşamba

 

 

(Adil Bir Yargılama İçin Askeri Yargı Kaldırılmalıdır!)

 

Türkiye yargı sistemi yargı birliğinden uzak olup, çok başlı ve karmaşıktır. Emir komuta zincirindeki askeri yargı, özel yetkili mahkemeleri ile ve iş yükü altında çalışamaz hale gelen adli yargı, halkı ile arasına duvarlar ören idari yargı olarak farklı alanlara bölünmüş olan yargının aynı zamanda tarafsızlığı ve bağımsızlığı ile ilgili ciddi sorun bulunmaktadır.

 

Türkiye’de yargının tarafsız ve bağımsız olmasını sağlamanın ilk yolunun yargı birliğini sağlamak olduğunu ve böylece adaletin sağlanması için halk nezdinde güvenilir olmasını sağlayacak hukukun üstünlüğü ilkesine uygun bir yargı yapılanmasına ihtiyaç vardır. Hali hazırda Türkiye’de bir bütün olarak toplumun yargı organlarına olan güveni giderek azalmakta, kişilerde adalete olan inanç giderek zayıflamaktadır.

 

Milli Savunma Bakanlığı’nın 30 Nisan 2012 tarihinde bir soru önergesine verdiği yazılı cevapta, 1992-2012 yılları arasında 2221 askerin intihar sonucu yaşamını yitirdiği belirtilmiştir. Bu rakamlar oldukça yüksektir ve korkunçtur. Bu kadar çok insanın intihar ettiğine inanmamızı kimse beklememelidir. Bu intiharların çok büyük bir çoğunluğunu şüpheli ölüm olarak nitelendiriyoruz. Sadece 2013 yılında derneklerimizin verilerine göre 64 askerin intihar adı altında şüpheli şekilde yaşamını yitirmesi, durumun vahametinin devam ettiğini göstermektedir.

 

Askeri kışlalardaki bu kadar yüksek şüpheli ölüm karşısında askeri yargı ne yapmıştır? İnsan hakları savunucuları olarak kışlalardaki her türlü yaşam hakkı ihlalinin ve vücut bütünlüğüne yönelik ihlallerin etkili bir şekilde soruşturulmadığını ve kovuşturmaya dönüştürülmediğini belirtmek istiyoruz. Kıta komutanı veya kurum amirinin refakatinde kurulan askeri savcılık makamının kendi başına hareket kabiliyetine haiz olmadığını vurgulamak istiyoruz.

 

Roboski katliamında görüldüğü gibi askeri savcılığın göz göre göre yapılan bir katliamı davaya dahi dönüştüremediğine tanıklık ettik. Yine bunun gibi geçmiş yıllarda işlenen katliamların ve faili meçhul cinayetlerin soruşturmalarının davaya dönüştürülmediğini hep birlikte üzülerek izledik. AİHM’in 1994 yılında savaş uçaklarınca bombalanan ve 30’dan fazla insanın öldüğü Kuşkonar ve Koçağlı köylülerinin yaptığı başvuruyu kabul ettiği ve böylece Türkiye’de yaşam hakkının korunmadığı gerçeği bir kez daha ortaya çıkmış oldu.

 

Askeri yargı konusunda temel sorunun bir darbe Anayasası olan 1961 Anayasası ile ihdas edilen ve yine bir askeri darbe ürünü olan 1982 Anayasası ile güçlendirilen Türkiye askeri yargısının, Türkiye yargı teşkilatı içerisinde meşruiyetinin bu güne kadar sorgulanmadan yerini koruyabilmesi, darbelerin sonuçlarını ve etkilerinin büyük ölçüde yürürlükteki darbe anayasası sayesinde sürmekte olduğu gerçeği hatırlanarak, somut çözüm önerisi bağlamında askeri yargıyı da içine alan kapsamlı bir yargı reformu ve sivil bir anayasanın gerekli olduğu bir kez daha görülmektedir.

 

Bunun yanı sıra AİHM Büyük Dairesinin 7 Temmuz 2011 günlü Bayatyan-Ermenistan davasında vicdani ret hakkının açık olarak tanındığı ve bu hakkın sözleşmenin 9. maddesi kapsamında Avrupa Konseyine üye ülkelerin tamamında uyulması gereken bir hak olduğu ifade edilmiştir. Nitekim Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi bu hakkı tanımayan Türkiye’ye defalarca uyarıda bulunmuştur. Vicdani ret hakkının tanınmaması kışlalardaki şüpheli asker intiharları ile çok yakından ilişkilidir. Askerliği kişiliğine ve vicdani kanaatine, inancına veya siyasi/felsefi görüşüne uygun bulmayan gençlerin askeri ortamda uyumsuzluk göstermeleri elbette mümkündür ve bu gençler sık sık itiraz etmeye başlarlar.

İşte böylesi bir ortamda her nedense bu tip gençlerin şüpheli şekilde öldüklerinin açıklanması gibi korkunç bir durumla artık karşılaşmak istemiyoruz. Bu nedenden ötürü de Türkiye’nin vicdani red hakkına uygun düzenlemeler yapması kaçınılmazdır. Aksi takdirde hem yeni yaşam hakkı ihlalleri olabilecek, hem de bağımsız ve tarafsızlığı şüpheli askeri yargı içinde bunlar adil olarak soruşturulup cezalandırılamayacaktır.

 

Yargı birliğinin sağlanması, yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığının tesis edilmesi ve hukukun üstünlüğü ilkesine uygun bir yargı yapılanmasının gerçekleşmesi bakımından MAZLUMDER ve İHD olarak aşağıdaki önerileri teklif etmekteyiz.

 

1-      Askeri mahkemeler ve bu mahkemelerin temyiz mahkemeleri ve askeri yüksek idare mahkemesi  kapatılmalı ve bir an önce yargı birliği sağlanmalıdır.

2-      Vicdani ret hakkı tanınmalı ve gerekli yasal değişiklikler yapılmalıdır.

3-      Bu hususta yapılacak Anayasa değişikliği gerçekleştirilinceye kadar askeri kışlalarda meydana gelen her türlü yaşam hakkı ihlali ve vücut bütünlüğüne yönelik ihlallerin soruşturma ve kovuşturması sivil savcılıklar ve mahkemelerde görülmelidir.

4-      Ceza kanunu tek bir ceza kanunu olarak düzenlenmeli, ayrıca askeri ceza kanunu şeklinde başka bir ceza normu olmamalıdır.

5-      Askeri mahkemeler sadece disiplin mahkemesi olarak yeniden düzenlenmeli ve sadece askeri disiplin suçlarını kovuşturmalıdır.

6-      Bugüne kadar askeri kışlalarda meydana gelen yaşam hakkı ihlalleri ile vücut bütünlüğüne yönelik ihlallerle ilgili soruşturma ve kovuşturma dosyalarının tamamı sivil savcılıklara ve mahkemelere devredilerek yeniden soruşturma ve kovuşturma yapılması sağlanmalıdır.

7-      Askeri kışlalarda meydana gelen yaşam hakkı ihlalleri ile ilgili olarak yaşamını yitiren askerlerin ailelerinin talepleri kabul edilmeli, devlet sorumluluğunu üstlenerek ailelere karşı gerekli her türlü iyi niyet yaklaşımını göstermeli, maddi ve manevi tazminat talepleri ile şehit, dul ve yetim aylıkları hakkında gerekli düzenlemeleri yapmalıdır.

 

Sonuç olarak askeri yargının kaldırılması için MAZLUMDER ve İHD olarak tüm şubelerimiz ile birlikte Türkiye çapında yürüteceğimiz kampanyamızı bugün başlatıyoruz. Konuya dikkat çekmek ve farkındalık oluşturmak için bir dizi etkinlik gerçekleştireceğiz. Öncelikle TBMM’de grubu bulunan partileri ve İnsan Hakları İnceleme Komisyonu nu ziyaret edeceğiz. Kampanya süresince paneller, imza stantları ve başkaca etkinlikler ile sonuca ulaşıncaya kadar çalışmamızı devam ettireceğiz.

 

 

 

MAZLUMDER DİYARBAKIR ŞUBESİ                                         İHD DİYARBAKIR ŞUBESİ

05 Şubat 2014 Çarşamba

Değerli basın mensupları;

Bugün, insan hakları savunucuları olarak kentimiz Diyarbakır başta olmak üzere bölge genelinde uzun süreden bu yana yaşanan yoğun ve uzun süreli elektrik kesintilerine dikkat çekmek amacıyla buradayız. Bölgemizde sıklıkla yaşanan elektrik kesintileri hayatı olumsuz etkilemektedir. Soğuk kış şartlarında yaşanan bu kesintiler, halkın enerjiye ulaşım hakkını direk olarak ihlal etmek anlamına gelmektedir. Kesintiler nedeniyle halkın büyük bölümü ciddi mağduriyetler yaşamakta, esnaflar ve üretim tesisleri önemli oranda zarar etmektedirler. Öte yandan bu kesintiler zaman zaman halkın yaşam hakkını dahi ihlale neden olmaktadır. Öyle ki, diyaliz makinesi gibi yaşamsal fonksiyonlar sağlayan cihazlara bağlı yaşamını sürdüren çok sayıda yurttaş, kesintiler olunca ölüme varan tehlikeler geçirmektedir.

 

Bölgemiz enerji üretimi konusunda oldukça zengin bir bölge olmasına rağmen elektrik tüketimi konusunda en çok fakirliği yaşayan bölgelerin başında gelmektedir. Tıpkı ekonomik ve sosyal gelişmişlik noktasında olduğu gibi enerjiye ulaşım konusunda da Kürdistan’da çifte standart uygulanmaktadır. Elektrik Mühendisleri Odası’nın tanımlamasına göre, yaşanan problemlerin ana kaynağı; enerji talebini karşılayacak düzeyde bir altyapının tesis edilememiş olması, mevcut dağıtım ve iletim şebekesinin ihtiyacı karşılayamaması, teçhizatın eski ve ekonomik ömrünü tamamlamış olması, kaliteli malzeme kullanılmamasıdır.

Maalesef, elektrik sektöründeki bütün kurumların el birliğiyle içine düştükleri yetersizlik bölgemizde yaşayan halka fatura edilmektedir. Ve bu yetersizliğin “kaçak kullanım var” bahanesiyle üstü örtülmek istenmektedir. Yapılan hukuksuz yaklaşımlar bununla da sınırlı değil. Örneğin kayıp-kaçak elektriğin de faturası halka kesilerek, ödemesini zamanında ve düzgün yapan vatandaşlar da cezalandırılmaktadır.

Türkiye’de elektrik dağıtımı özelleştirilerek, halkın olan bu kurumlar sermaye çevrelerine peşkeş çekilmiştir. Bu da yetmezmiş gibi, özel sektörün daha iyi hizmet götürmesi gerektiği noktada, devlet hizmetinden daha geri bir noktada bir pozisyonun içerisine girilmiştir. Bölgemizdeki elektrik dağıtım altyapısı yenilenmediği gibi, mevcut teçhizat üzerinden neredeyse eskinin iki katı bir fiyatlandırmayla elektrik dağıtımı yapılmaktadır.

 

Değerli basın mensupları;

Öncelikle şunu belirtmekte yarar var; halkın ucuz, temiz, sağlıklı ve yenilenebilir enerjiye ulaşımı en tabi ve vazgeçilmez haklardan biridir. İhtiyaç fazlası üretimle özellikle Kürdistan coğrafyasında üretilen elektriğin maliyetinin onlarca katı bir fiyatla halka satılması kabul edilebilir bir uygulama değildir. Hem bu topraklarda ürettiğin enerjiyi dünyada eşine az rastlanır bir fiyatlandırmayla halka satacaksın, hem de halkın parasıyla aldığı elektrikte kesintiler yapacaksın! Bu öncelikle ciddi bir insan hakları ihlalidir. Elektrik enerjisi, halkın en vazgeçilmez ve yaşamsal ihtiyaçlarından biridir ve bu enerjinin sağlanmasında hiçbir mazeret kabul edilemez. “Kaçak kullanılıyor” denilerek, halkı cezalandıramazsınız. Kaçak da olsa, ücretli de kullanılsa halk, hakkı olan enerji ihtiyacını sağlamaktadır. Sen eğer kâr amaçlı bir şirket isen bunun tedbirlerini kendin alacaksın. Yok eğer bunu yapamıyorsan, elektrik kesintileri yaparak, kayıp-kaçağı diğer faturalara taksim ederek kârına kâr katamazsın. Bu evrensel hukuk normlarına ve uluslararası insan hakları belgelerine aykırıdır.

 

Buradan binası önünde bulunduğumuz DEDAŞ yetkililerine tekrardan seslenmek istiyoruz; bugüne kadar yaptığınız bu uygulamalardan artık vazgeçin. Yeterli yatırım olmadığı ve yüksek düzeyde kaçak kullanıldığı gerekçesiyle enerji kesintilerinin olduğunu söylemek, en basitinden işini yapmamaktır. Talep ne olursa olsun, dağıtım, iletim ve üretim aşamalarında, bütün kurumların, talebi karşılayacak tedbirleri alması gerekmektedir. Sizleri ağzınızda sakız yaptığınız “kaçak kullanım var” söyleminden vazgeçerek, görevinizi yapmaya, halkımızın kaliteli ve kesintisiz enerji alması için gerekli altyapı çalışmalarını en hızlı şekilde tamamlamaya çağırıyoruz.

İHD DİYARBAKIR ŞUBESİ

Normal 0 21 false false false TR X-NONE X-NONE MicrosoftIn ..
Normal 0 21 false false false TR X-NONE X-NONE MicrosoftInt ..
İHD Diyarbakır Şubesi ve Kayıp yakınlarının “Kayıplar Bulunsun Failler Yargılansın”  slogan ..
ihd
Copyrght ® 2011 - Her Hakkı Saklıdır - İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi
Web Tasarım: Vertex Yazılım ve Bilişim Danışmanlığı