21 Temmuz 2016 Perşembe

Değerli Basın Mensupları,

İnsan Hakları Derneği Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi 2016 Yılı İlk 6 ay İnsan Hakları İhlalleri Raporunu açıklamak üzere bir aradayız.

 

Ülkemizde ağır insan hakları ihlallerinin işlendiği süreçler olarak damgasını vurmuş askeri darbelerin, toplumsal yaşamın hafızasından etkileri hala geçmemişken ve gerçek bir yüzleşmesi sağlanmamışken, yeni bir askeri darbe girişiminde daha bulunulmuştur. Sivil iradenin demokratik toplumsallaşma süreçlerini ve demokratik siyaseti hedef alan bu tür girişimleri, insan hakları savunucuları olarak, asla kabul etmediğimizi ve kınadığımızı ifade etmek istiyoruz.

 

15 Temmuz darbe girişiminin faillerini açığa çıkarmak üzere soruşturmalar vakit geçirilmeksizin başlatılarak, kısa sürede binlerce asker ve sivil kişi gözaltına alınmıştır. Ancak gözaltına alınanlar ile ilgili medyaya yansıyan haber ve görüntüler kaygı vericidir. Yüzlerinde ve vücutlarında fiziksel şiddetin kanıtı olan yara izleri ve berelenmeler bulunan, ters kelepçelenmiş, çıplak vaziyette tutulan, yüzükoyun yere yatırılmış ya da bir samanlıkta oturtulmuş onlarca kişinin fotoğrafları hiçbir sakınca görülmeden medya tarafından yayınlanmaktadır.  Bu görüntü ve haberler, gözaltına alınan kişilerin işkence ve kötü muamele uygulamalarına maruz kaldığını göstermektedir. Hiç kimse, hiçbir şekilde işkence ve kötü muameleye maruz bırakılamaz. İşkence, anayasa ve uluslar arası sözleşmelerle, mutlak olarak yasaklanmıştır. Türkiye’nin bağlı olduğu uluslar arası mevzuat gereğince, işkence ve kötü muamele iddialarının, etkin bir şekilde soruşturulması gerekmektedir. Diğer yandan, derneğimiz kurulduğu günden bu yana, ilkesel olarak ölüm cezasına karşı çıkmış ve ölüm cezasının kaldırılması için mücadele etmiştir. Nihayetinde 7 Mayıs 2004 tarihinde yapılan anayasal düzenlenmeyle, ölüm cezası Türkiye’nin gündeminden çıkarılmıştır. Ancak Darbe teşebbüsü ile birlikte, idam cezası yeniden gündeme getirilmektedir. Bizler insan hakları savunucuları olarak, bu tartışmaları kaygı ile karşılamaktayız ve ölüm cezasının yaşam hakkının ihlali olduğunu bir kez daha belirtmek istiyoruz. Devlet yetkililerine de, taraf olduğu uluslar arası normlara göre hareket etme çağrısında bulunuyoruz.

 

Değerli Basın Emekçileri,

Ülkemizde toplumsal barış umutlarının tükendiği olağanüstü bir zaman diliminden geçiyoruz. Yakın siyasi tarih, bu denli şiddetli bir çatışma ortamına ve ağır bir savaş bilançosuna tanıklık etmemiştir. Çatışmalı ortamının yeniden başlamasının miladı olarak görülen 24 Temmuz 2015 tarihinden bu yana, güvenlik mensubu ve örgüt militanı yüzlerce kişinin yanı sıra, çatışmalar sırasında yüzlerce sivil yurttaş yaşamını yitirdi. Özellikle son bir yılda bölge kentlerinde uygulanan sokağa çıkma yasakları ve ardından icra edilen askeri-polisiye operasyonlar, bu operasyonlarda ortaya çıkan tablo, evrensel değerleri hiçe sayan ve insanlık suçları işleyen bir devlet pratiğinin gözler önüne sermiştir.

 

Biz insan hakları savunucuları için esas olan, başta yaşam hakkı olmak üzere temel hak ve özgürlüklerin, toplumsal adalet duygusu ile güvence altına alınmasıdır. Demokratik bir toplum inşa etmenin ve sorunları çözüme taşımanın tek yöntemi diyalogtur, müzakeredir diyoruz. Bu nedenle çatışmalı taraflar acil olarak, müzakere koşullarının sağlanması amacıyla çatışmasızlığa geri dönmelidir. Bunun için sorumluluk bilinciyle hareket etmeli ve duyarlılık göstermelidirler. Devlet ve siyasal iktidar, çatışmaların derinleşmesini sağlayan sıkıyönetim uygulamalarına ve askeri operasyonlara bir an önce son vermeli ve çözüm müzakereleri yeniden başlatılmalıdır. Aynı şekilde PKK de, silahlı muhalefetini bir an önce askıya almalı ve siyasi diyalog kanallarını ivedi olarak açmalıdır.

 

PKK Lideri Sayın Abdullah Öcalan üzerinde geliştirilen ağırlaştırılmış tecrit uygulamaları sona erdirilerek, toplumsal barışın yeniden zemin bulmasına katkı sunacak çabalarından yararlanılmalı ve sürecin önemli bir aktörü olması sebebiyle kendisine çalışabileceği koşullar oluşturulmalıdır.

 

Ayrıca, darbe girişimi ile birlikte Sayın Öcalan’ın güvenliğinin tehdit altında olduğuna ilişkin iddialar gündeme gelmekte, ancak bu konuda devlet yetkililerinin yapmış olduğu açıklamaların kamuoyunu tatmin edici nitelikte olmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle, bağımsız bir heyetin İmralı Cezaevine giderek tespitlerde bulunmasına imkan verilmesi çağrısında bulunuyoruz.

 

Değerli Basın Mensupları,

Bölgemizde insan hakları ihlalleri, maalesef 2016 yılının ilk 6 ayında da, yaşanan çatışmalı ortam nedeniyle sistematik bir şekilde ve artış göstererek devam etmektedir. Sivil yargısız infazlar, işkence ve kötü muamele, toplanma ve gösteri hakkına yönelik müdahaleler, askeri operasyonlar nedeniyle meydana gelen ihlaller, düşünce ve ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, konut dokunulmazlığı, kadına ve çocuklara yönelik şiddet, ekonomik ve sosyal haklardaki kayıplar gibi pek çok değişik ve kategorik konularda ihlaller açığa çıkmıştır.

 

2016 yılının ilk 6 ayında meydana gelen silahlı çatışma ortamında bölgemizde, 261 güvenlik görevlisi yaşamını yitirmiş ve 621 güvenlik görevlisi de yaralanmıştır. 407 örgüt militanı yaşamını yitirirken, 11 örgüt militanı ise yaralanmıştır. Operasyon sırasında yaşanan çatışmaların ortasında kalan 23 sivil yurttaş yaşamını yitirirken, 23 yurttaş da yaralanmıştır. 9 kişi PKK militanları tarafından alıkonulurken, güvenlik birimlerine yönelik gerçekleştirdiği bombalı saldırılar sırasında ise, 32 sivil yurttaş yaşamını yitirmiş, 172 sivil yurttaş ise yaralanmıştır.

 

2016 yılının ilk 6 ayında bölgemizde, sivil yargısız infazlar, toplanma ve gösteri hakkına yönelik müdahaleler, işkence-kötü muamele gibi ihlallerde hızından hiçbir şeye kaybetmeden devam etti. Bölgemizde, çoğunluğu sokağa çıkma yasakları süresi içerisinde olmak üzere 296 kişi, güvenlik güçleri tarafından açılan ateş sonucu yaşamını yitirmiş, 110 kişi ise yaralanmıştır. Güvenlik güçleri tarafından 60 toplumsal gösteriye müdahalede bulunulmuş ve gerçekleşen orantısız müdahalelerde, en az 36 yurttaş çeşitli şekillerde yaralanmıştır. 1900 ev ve işyerinin baskına maruz kaldığı 2016 yılının ilk 6 ayında, 112’si çocuk 3 bin 860 kişi gözaltına alınmıştır. 34’ü çocuk bin 45 kişi ise tutuklanmıştır. Gözaltında ve gözaltı yerleri dışında cinsel saldırıya varan insanlık dışı muameleler gerçekleştirilmiş, insanlık onuru hiçe sayılmıştır. En az 184 yurttaş gözaltı birimlerinde işkenceye maruz kalırken, yine en az 85 yurttaş da ev baskınları ve sokak ortasında güvenlik güçlerinin şiddeti ile karşı karşıya kalmıştır.

 

Değerli Basın Emekçileri,

Raporumuzda, hapishanelerde ihlallerin belirgin olarak yaşandığı görülecektir. İdari uygulamalar neticesinde artış gösteren başta sürgünler ve işkence olmak üzere, pek çok konuda ihlaller meydana gelmektedir. 2016 yılının ilk 6 ayında bölgede bulunan cezaevlerinde en az 450 politik mahpus, hiçbir gerekçe gösterilmeden veya politik tutumlarından sorumlu tutularak, ailelerinden uzak illerde bulanan hapishanelere sürgün edilmişlerdir. Yine 176 siyasi mahpus, cezaevinde veya nakil sırasında, cezaevi idaresinin işkence ve kötü muamelesine maruz kalmıştır. Mahpusların sağlık ve iletişim hakları ihlal edilmekte, çeşitli disiplin suçları ile tecrit ve izolasyona tabi tutulmaktadır. Özellikle sağlık hakkı ihlallerinin hala devam ettiğini,  300’ü ağır olmak üzere 756 hasta mahpusun cezaevlerinde adeta kaderine terk edilmiş durumda olduğunu ifade etmek istiyoruz.

 

Kadın cinayetleri, kadına yönelik şiddet ve kadına yönelik cinsel istismar, bölgemizin ilk 6 ayında artış göstererek devam etmiştir. Kadınların eril şiddete karşı korunmasını güvence altına alan yasal boşlukların varlığı ile yapıcı politikaların yoksunluğu, var olan yasaların da idari uygulamada işlerlik kazanamaması nedeniyle kadınlar, her gün öldürülüyor, şiddet mağduru oluyor. 2016 yılının ilk 6 ayında, aile içi şiddet sonucu ve toplumsal alanda 20 kadın katledilirken, 7 kadın da intihar etti.

 

En fazla hak ihlaline maruz kalan kesim arasında yer alan çocuklar, aile içi şiddet sonucu ve toplumsal alanda katlediliyor, cinsel istismara maruz kalmaya devam ediyor. Bölgemizde ilk 6 ayda, 5 çocuk katledildi, 4 çocuk intihara sürüklendi. 67 çocuk ise, cinsel istismara maruz kaldı.

 

Düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüğüne yönelik ihlallerde hızından hiçbir şey kaybetmedi. 2016 yılının ilk 6 ayında bölgemizde, aralarında üniversite öğrencileri ve politikacılarından bulunduğu 683 kişiye politik nedenlerle soruşturma ve davalar açılmış, yine açılan soruşturma ve davalarda 83 kişiye çeşitli ve haksız cezalar verilmiştir.

 

Yine ekonomik ve sosyal haklara yönelik ihlallerde ise, 13 bin kamu emekçisine sendikal grevlere katıldıkları gerekçesiyle  soruşturmalar açılmış, 77 kamu emekçisine idari cezalar verilmiş, 15 kişi sürgün edilmiş ve 904 kişi de haksız şekilde işten çıkarılmıştır.

 

Değerli Basın Mensupları,

Bu temelde biz insan hakları savunucuları, demokratik bir yaşamın ve ihlalsiz bir dünyanın mümkün olduğuna inanıyoruz. Bunun içinde, tespit edebildiğimiz tüm ihlalleri raporlaştırmaya ve kamuoyunun bilgisine sunmaya devam edeceğiz.

 

Çatışmalı ortamın bir an önce son bulmasını, kalıcı bir çatışmasızlık halinin ve çözüm sürecinin yeniden taraflarca müzakere edilmesi umuyoruz. Özgürlüklerle dolu, onurlu bir yaşam temenni ediyoruz.

 

İNSAN HAKLARI DERNEĞİ

     DİYARBAKIR ŞUBESİ

26 Mayıs 2016 Perşembe

(Kayıplar Bulunsun,Failler Yargılansın, Hakikatler Ortaya Çıksın)

 

Değerli Basın Mensupları,

Bilindiği üzere derneğimiz tarafından her yıl 17- 31 Mayıs tarihleri arasında “Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası” münasebetiyle çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir. Bugün burada Diyarbakır Adliyesinin önünde, gözaltında zorla kaybettirilen kayıplarımızın akıbetini sormak ve faillerden hesap sormak için bulunuyoruz.  

 

Dünya’nın farklı bölgelerinde yaşanan savaş ve çatışmaların en can alıcı sonucunu şüphesiz “Zorla Kaybettirmeler”, “Faili Meçhuller”, “Toplu Mezarlar” gerçeği oluşturmaktadır. Nazi dönemi Almanya’sında, Arjantin, Guatemala, Şili gibi birçok Latin Amerika Ülkesi ve yakın dönemde Sri Lanka, Irak gibi ülkelerde devletler gözaltında zorla kaybettirilmeyi sistematik bir yok etme yöntemi olarak devreye sokmuşlardır. Türkiye ve Kürdistan'da da son 30 yılı aşkın yaşanan savaş ve yoğun çatışmadan kaynaklı olarak devlet ve devlet tarafından desteklenen paramiliter güçlerce sayısız ağır insan hakları ihlalleri gerçekleştirilmiştir. Özellikle gözaltına alınarak zorla kaybettirilmeler, yargısız infazlar, toplu mezarlar bu ağır insan hakları ihlallerinin önemli bir kesitini oluşturmaktadır. Evinden, işyerinden, sokaktan, yapılan bir yol kontrolü sırasında veya yürütülen bir askeri operasyon anında gözaltına alınarak zorla kaybettirilen ve faili meçhul cinayetlere kurban gidenlerin sayısının 17.000 civarında olduğu ifade edilmektedir.

 

Değerli Basın Emekçileri,

Gözaltında kaybetmeler bu kadar yaygın ve sistematik bir biçimde işlenmesine rağmen, zorla kaybettirmelere ilişkin etkili bir soruşturma yapılmamış, dosyalar raflarda bekletilmek suretiyle sürüncemede bırakılmış, birçoğu da zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle kapatılmıştır. Kamuoyuna da yansıyan bazı dosyalarda düzenlenen iddianame ve dosya ayrıntıları, devletin ve devlet adına hareket eden kişi ve oluşumların işledikleri suçlara ilişkin önemli tespit ve bilgiler içermiştir. Ancak, bu dosyalardaki yargılamaların uzunluğu, delillerin zamanında toplanmaması, sanıkların tutuksuz yargılanması, yargılamaların güvenlik gerekçesiyle bölge dışındaki illere taşınması gibi uygulamalar,  söz konusu yargılamaların göstermelik olduğunu, asıl gayenin failleri aklamak olduğunu ortaya koymuştur. Zorla kaybettirmeler nasıl sistematik olarak uygulanmışsa, faillere yönelik olarak da sistematik olarak cezasızlık politikası uygulanmıştır.Zorla kaybettirilme”  suçlarının münferit vaka olarak ele alınıp, 20 yıllık zamanaşımının uygulanması cezasızlık politikasının en bariz örneğini oluşturmaktadır.

 

Oysa zorla kaybettirilmeler, "BM Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmaları ile İlgili Uluslararası Sözleşme" sinin 5. Maddesine göre yaygın ve sistematik işlenmesinden dolayı insanlığa karşı işlenen bir suç olarak sayılmaktadır ve bu mahiyetteki bir fiil yürürlükteki uluslararası hukukun yaptırımlarına tabidir. Uluslararası mevzuat ve Türkiye Ceza Yargılamasında da insanlığa karşı işlenen suçlara zamanaşımının uygulanmayacağı açık bir şekilde hüküm altına alınmıştır. Ayrıca, sözleşmeyi imzalayan devletler, kendi egemenliği altında bulunan topraklarda “zorla kaybettirme” fiilinin engellenmesi için gerekli tedbirleri alma yükümlülüğü altındadır.  Ancak, Türkiye ısrarla yaşanan acılarla yüzleşmekten, söz konusu sözleşmeyi imzalamaktan kaçınmaktadır.

 

Bu topraklarda 1915 Ermeni Soykırımı ile başlayan zorla kaybettirme uygulamaları, Türkiye’nin yüzleşmesi gereken bir gerçekliktir. Çünkü biliyoruz ki bu ülkede çocuğu faili meçhul cinayete kurban giden ve dağ taş demeden çocuklarının kemiklerini arayıp bir mezar taşı yapmak isteyen anaların hakikatıyla yüzleşmedikçe, bu topraklarda gerçek bir adaletten bahsedilemeyecektir. Dolayısıyla yıllardır biz insan hakları savunucuları olarak  “Kalıcı toplumsal bir barışa dayalı yaşamı inşa etmenin yolunun, ancak geçmişle yüzleşmekten geçebileceğini” ifade etmek istiyoruz. Karanlıkta kalan tüm bu olayların aydınlatılması için devletin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirerek, kayıpların akıbetlerini ortaya çıkarması ve failleri bulup cezalandırması yıllarca yas tutan annelerimizin yüreğine bir nebze de olsa su serpecektir. 

 

Değerli Basın Mensupları,

Biz insan hakları savunucuları olarak buradan bir kez daha sesleniyoruz;

 

*Her şeyden önce zorla kaybettirilenlerin akıbetleri ortaya çıkarılmalı ve zorla kaybedilenlerin bulunması, faili meçhul cinayetler sonucu katledilenlerin faillerinin ortaya çıkarılması için devletin tüm arşivlerini açması gerekmektedir.

 

*Kayıpların aranması ve mezarların açılması Minnesota Otopsi Protokolü ve mezar açmayla ilgili uluslararası standartlara göre yürütülmeli, mezarların iş makineleri ile özensiz ve bir biçimde açılarak kayıplara ait buluntuların tahrip edilmesinin/kaybolmasının önüne geçilmelidir.

 

*Hükümeti, "BM Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmaları ile İlgili Uluslararası Sözleşme"yi imzalamaya ve sözleşme gereklerini yerine getirmeye davet ediyoruz.

 

*Yargı mensuplarını, sistematik cezasızlık politikasından vazgeçmeye ve uluslararası belgelere göre insanlık suçu olan tüm kayıp vakaları konusunda etkin bir yargılama yürütmeye, uluslararası sözleşmeler uyarınca bu suçlar için zamanaşımı hükümlerini dikkate almamaya çağırıyoruz.

 

*Bu topraklarda bir daha benzer acıların yaşanmaması, hakikatlerin ortaya çıkarılması ve toplumsal barışın tesisi için “Geçmişle Yüzleşme ve Hakikatleri Araştırma Komisyonu” kurulmasını talep ediyoruz.

İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi 14. Olağan Genel Kurulu 30.04.2016 tarihinde saat 10.00’da Ali ..
“26 Haziran İşkenceye Karşı Mücadele ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü” k ..
Gözaltında kaybedilen, faili meçhul veya yargısız infaza kurban giden kayıpların akıbetini araşt ..
ihd
Copyrght ® 2011 - Her Hakkı Saklıdır - İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi
Web Tasarım: Vertex Yazılım ve Bilişim Danışmanlığı